EDİTÖRDEN
2002’DEN 2003’E ANTİRETROVİRAL TEDAVİ KILAVUZUNDA NELER DEĞİŞTİ?
HIV İLE İNFEKTE KİŞİLERDE FIRSATÇI İNFEKSİYONLARA PROFLAKTİK TEDAVİ YAKLAŞIMLARI
HIV/AIDS OLGULARINDA ÖLÜM NEDENLERİ
HIV/AIDS’Lİ HASTALARIN TEDAVİYE UYUMUNU ETKİLEYEN PSİKOSOSYAL FAKTÖRLER
"ÜNİVERSİTE GENÇLİĞİ ARASINDA HIV/AIDS’İN ÖNLENMESİ VE AKRAN EĞİTİMİ" PROJESİNE İLİŞKİN
AIDS SAVAŞIM DERNEĞİ
SORULARLA VE CEVAPLARLA HIV/AIDS

EDİTÖRDEN

Değerli AIDS Savaşımcıları, Elinizdeki bu sayı ile dergimizin 6. sayısını tamamlamış bulunmaktayız. Sizlerin ilgi ve destekleri ile önümüzdeki yıllarda da dergimizin HIV/AIDS mücadelesinde yerini koruyacağına yürekten inanmaktayız. Bu yılın ilk sayısında belirttiğimiz gibi 2003 yılı içinde dergimizde yer alan araştırma yazıları içinden en iyi olanına "Türk HIV/AIDS Dergisi Ödülü" verilmesi kararlaştırılmıştı. Editörler Kurulumuz 2003 yılının tüm sayılarında bulunan araştırma yazılarını inceleyerek değerlendirme yapacak ve bu ödülü kazanan araştırma yazısını belirleyerek, kazanan yazarları bir sonraki sayıda açıklayacaktır. 2004 yılı içinde de "Türk HIV/AIDS Dergisi Ödülü" verilmesine devam edilecektir. Bu vesile ile hepinizin yeni yılını kutlar, 2004 yılında hasta sayısının artmadığı, HIV/AIDS mücadelesinin en üst düzeyde devam ettiği, sağlıklı, mutlu ve başarılı yıllar dilerim.

Editörler Kurulu Adına
Prof.Dr. Serhat ÜNAL

2002’DEN 2003’E ANTİRETROVİRAL TEDAVİ KILAVUZUNDA NELER DEĞİŞTİ?

Dr. Mehlika Işıldak*
Uzm. Dr. Gülay Sain Güven*
Prof. Dr. Serhat Ünal**
*Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Genel Dahiliye Ünitesi
**Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı İnfeksiyon Hastalıkları Ünitesi

ÖZET

2003 yılı Temmuz ayında, HIV ile infekte erişkin ve adolesanlarda antiretroviral ajanların kullanımı ile ilgili kılavuz gözden geçirilip yayınlandı. Tedaviye başlangıç zamanı ile ilgili önemli bir değişiklik yapılmadı. Tedavi yanıtını belirleyen en önemli faktörün, hastanın tedaviye başlamaya hazır olması olduğu yeniden vurgulandı. Tedaviye başlanacak ilaçlarla ilgili önemli değişiklikler yapıldı; ilaç grupları yerine özgül rejimler tanımlandı. Tedavinin değiştirilmesi ile ilgili öneriler de kullanım kolaylığı sağlayacak pratik biçimde yenilendi. Tedavi değişikliğinin nasıl yapılması gerektiği konusunda, şu anda kullanımda olan önerileri de içeren önemli bir revizyon yapıldı.

Anahtar kelimeler: HIV/AIDS, antiretroviral tedavi, kılavuz

SUMMARY
Guidelines for use of antiretroviral agents in HIV-infected adults and adolescents have been revised in July 2003. There are no important changes on the topic of "when to start therapy". It should be emphasized that patient readiness for treatment is a critical factor in treatment. There have been substantial changes in the section of "what to start therapy"; which know identifies specific regimens. "When to change therapy" part of the guideline has been entirely rewritten with an attempt to provide practical information. The section of "what to change to" has undergone considerable revision, addressing many of the options that are currently in common use.

Key words: HIV/AIDS, antiretroviral treatment, guideline

Sağlık ve İnsan Hizmetleri Departmanı 14 Temmuz 2003 tarihinde "HIV infeksiyonu tedavisinde klinik uygulamalar paneli" düzenledi. HIV ile infekte erişkin ve adolesanlarda antiretroviral ajanların kullanım kılavuzu gözden geçirildi ve yayınlandı. Bu kılavuzu (1) esas alarak, AntiRetroviral Tedavi (ART) değişikliklerini alt başlıklar altında inceledik.

TEDAVİYE NE ZAMAN BAŞLANMALI?
Sadece, kohort ve tedavi olmaksızın yapılmış doğal seyir çalışmalarının olması nedeniyle Şubat 2002 önerilerinden (2) bu yana, tedaviye başlangıç zamanı ile ilgili önemli bir değişiklik yapılmadı. Hastalığın seyrinin izlendiği en önemli çok merkezli çalışma AIDS kohort çalışmasıdır (Multicenter AIDS Cohort Study: MACS). Buna göre, CD4 hücre sayısı ve viral yüke bakılarak, takip eden üç yılda AIDS tanımlayıcı bir hastalık geliştirme olasılığı %15’in üzerinde olan hastalara, tedavi başlanmalıdır. Tedavi yanıtını belirleyen en önemli faktörün, hastanın tedaviye başlamaya hazır olması, olduğu unutulmamalıdır. Tedaviye başlama zamanı ile ilgili öneriler Tablo 1’dedir (Tablo 1).

TEDAVİYE HANGİ İLAÇLARLA BAŞLAMALI ?
Tedaviye başlanacak ilaçlarla ilgili, Şubat 2002 kılavuzu sonrası sonuçlanan klinik çalışmaların etkisiyle önemli değişiklikler oldu. Değişiklik önerileri, her ikisi de başlangıç tedavisinde yer alabilecek Atazanavir ve Emtrisitabin (FTC) kullanıma sunulmadan önce yapıldığından kılavuzda isimleri yer almadı. Şubat 2002 kılavuzunda tercih edilen kategorilerden bir rejimle, çalışma rejiminin karşılaştırıldığı çalışmalara dayanarak yeni önerilerde bulunuldu. Çalışmaların yeterli örneklem büyüklüğü ve en az 24 (tercihen 48) haftalık takip süreleri olmasına dikkat edildi. Ayrıca ilaç yükü, günde kaç kez kullanılması gerektiği, yan etkiler, biyoyararlanımını etkileyecek faktörler gözden geçirildi. Bunlara dayanarak da başlangıç tedavi önerilerinde yer alan 2 Nükleosid Revers Transkriptaz İnhibitörü (NRTI) ile 1 Proteaz İnhibitörü (PI) veya 1 Nükleosid Olmayan Revers Transkriptaz İnhibitörü (NNRTI) kombinasyonu yerine, özgül rejimler tanımlandı (Tablo 2). Son önerilere göre öncelikle tercih edilecekler, NNRTI’ler arasında Efavirenz, PI olarak da lopinavir/ritonavir(LPV/r,Kaletra) dır. Gilead 903 çalışmasına dayanılarak da, Efavirenz ile kombinasyon tedavisinde, ikili nükleozid kombinasyonu olarak Tenofovir Disoproksil Fumarat (DF)+ lamivudin’in tercih edilebileceği belirtildi. Üçlü nükleozid rejimi; etkinlik azalmasını gösteren yeni çalışmaların ışığında, "alternatif tedavi rejimleri kategorisi"ne kondu. Bu kararlar alınırken, halen süren LPV/r ve bir NNRTI veya ritonavir destekli başka bir PI’nü birebir karşılaştıran çalışmalar değerlendirmeye dahil edilemedi.

1. Kaçınılması gereken tedavi rejimleri:
a. Orta derecede antiviral aktivitesi olan rejimler (delavirdin ve zidovudin/zalsitabin gibi)
b. Yüksek hap yükü (16-22 kapsül/gün) olan rejimler (tek PI olarak amprenavir, tek PI olarak sakinavir yumuşak jel kapsül ve nelfinavir/sakinavir gibi),
c. Fazla yan etkisi olan rejimler (tek PI olarak ritonavir ve stavudin/didanozin gibi)

2. Günde tek doz tedavi: Şu anda FDA tarafından günde tek doz kullanım için onay almış ilaçlar; didanosin, stavudin, lamivudin, tenofovir, emtristabin, efavirenz ve atazanavirdir. Bunlar dışında nevirapin, abakavir ve diğer ritonavir destekli PI’leri gibi günde tek doz kullanım potansiyeline sahip ilaçlar da vardır. Önerilen günde tek doz rejim; farmakokinetik özellikler dikkate alındığında, 2 NRTI ile kombine edilmiş, efavirenzdir. Diğer tek doz seçenekleri ise, sakinavir/ritonavir ve amprenavir/ritonavir içeren şemalardır.

3. Gebelik: Tedavi kılavuzları genel olaral gebe olmayan erişkinler içindir. En önemli amaç anneden bebeğe HIV bulaşının önlenmesidir; bunun için CD4 sayısı ne olursa olsun, viral yükü 1000 kopya/ml üzerinde olan her anne adayı tedavi edilmelidir. Tedavi ACTG 076 da uygulanan üç kısımlı zidovudin proflaksi rejimini de içermelidir. Gebelik ihtimali söz konusuysa hidroksiüre, efavirenz stavudin, didanozin kullanılmamalıdır. İlaçların gestasyonun ilk 10-12 haftasındaki teratojenik etkilerini kanıtlayan veya yalanlayan yeterli bilgi olmadığından, ilk trimesterde tedaviye başlamak veya devam etmek tercihe bağlıdır.

4. Akut HIV İnfeksiyonu: Uzun vadeli takip sonuçları olmamasına rağmen, hastalık ilerlemesini gösteren laboratuar değerlerine bakıldığında primer HIV infeksiyonunun tedavi edilmesinin faydalı olduğu görülmektedir. Ancak erken tedavinin potansiyel dezavantajları bilinmemektedir. Tedavi süresinin ne olacağına dair de bir öneri yoktur.

TEDAVİ NE ZAMAN DEĞİŞTİRİLMELİ?
Son önerilerde bu bölüm pratik bilgi sağlamak amacıyla tamamen baştan yazıldı.
1. Tedavi başarısızlığının tanımı :
a. Virolojik başarısızlık; viral yükün 24 haftada 400 kopya/ml veya 48 haftada 50 kopya/ml’nin altına indirilememesidir. Virolojik "rebound" ise ; virüs saptanamama durumuna ulaşmışken tekrar vireminin ortaya çıkmasıdır. Tedavi değişiminde ardışık iki viral yük ölçümünde 400 kopya/mm3 üzerinde viremi saptandığında ilaç değişikliğine gidilebilir ya da 1000-5000 kopya/mm3 olana kadar beklenebilir. c. Klinik başarısızlık : En az üç aylık "Highly Active AntiRetroviral Treatment" (HAART) dan sonra HIV ilişkili bir olayın ilk kez veya yeniden ortaya çıkması klinik başarısızlık olarak tanımlandı. Bu olaylarla karşılaşıldığında immünrekonstitüsyon sendromlarının ekarte edilmesine özen gösterilmelidir.

2. Tedavi başarısızlığının nedenleri : Tedavi başarısızlığının en önemli nedeni, ilaç direncidir. Bunu belirleyen en önemli faktör ise hasta uyumudur. Ayrıca, ilacın hedef bölgeye ulaşmasını engelleyen ilaç emilimi ve ilaç etkileşimi gibi diğer farmakokinetik etkenler de gözönüne alınmalıdır. Virolojik başarısızlığı iki viral yük ölçümüyle ve immünolojik başarısızlığı da en az üç CD4 hücre sayımı ile belgelemek gerekir. Genellikle önce virolojik, sonra immünolojik en son da klinik başarısızlık gelir ama bu olayların arasında aylar hatta yıllar olabilir.
Sınırlı sayıda antiretroviral ilaç kullanım öyküsü olan hastalarda, çoklu direnç mutasyonlarının gelişmesini en aza indirgemek için tedavi değişikliği erken dönemde yapılmalıdır. Fazla sayıda ilaç kullanım öyküsü olanlarda, virolojik baskılama ulaşması zor bir tedavi hedefi olacağından, amaç immünolojik işlevi korumak ve klinik kötüye gidişi engellemek olmalıdır. CD4 sayısı düşük olan hastalarda tedavi değişikliği yapmak gittikçe zorunlu hale gelmektedir. Viremi sabitken bile tedaviyi kesmek, viral yükte hızlı bir artışa ve CD4 sayısının hızla düşmesine yol açmaktadır.

TEDAVİ DEĞİŞİKLİĞİ NASIL YAPILMALI?

1. Direnç testleri : Uyum, tolerabilite ve diğer farmakolojik konular dikkate alındığında, tedavi değişikliğinin dayanağı, direnç testidir. Direnç testi; virolojik başarısızlık, suboptimal viral baskılama ve tedavisine karar verilen akut HIV infeksiyonu varlığında önerilmektedir. İlaçların kesilmesinden sonra ve viral yük 1000 kopya/ml’nin altındaysa yapılmamalıdır. Tedavi edilmemiş kronik HIV hastalarında da yapılabilir.

2. Terapötik İlaç Monitorizasyonu (TİM): Günümüzde rutin kullanım için önerilmese de, monitorizasyon gelecekte PI’ leri ve NNRTI’ leri için faydalı olacaktır. Potansiyel kullanımları; doza bağlı toksisite, ilaç-ilaç veya ilaç-gıda etkileşimleri yüzünden azalmış etkinlik, gastrointestinal hepatik veya renal işlevlerin bozulduğu fizyolojik durumlar, gebelik, düşük duyarlılıklı virüsün izole edildiği tedavi deneyimli hastalar, hiç tedavi almamış hastada beklenen virolojik yanıtın alınamamasıdır.

3. Planlanmış Tedavi Kesilmeleri (PTK, Structured Treatment Interruption) : Planlanmış Tedavi Kesilmeleri PTK için üç strateji gözden geçirildi:

a. Kurtarma ("salvage") tedavisi için PTK: İlaç direncinin sebat ettiği, CD4 hücre sayısının hızla azaldığı ve HIV viral yükünün de hızla arttığı yolunda kanıtlar olduğundan, kurtarma tedavisinde PTK önerilmemektedir. b. Otoimmünizasyon için PTK : Bu konuda klinik çalışmaların takip süreleri yeterli olmadığından önerilmez.

c. Antretroviral tedavinin toplam süresini azaltmak için PTK : Hasta sayısı ve takip süresi bakımından mevcut çalışmalar yeterli değildir.

4. Yeni ilaçlar: Enfuvirtid gibi yeni ilaçların kullanımı söz konusu olabilir.

5. Önceki antiretroviral ajanlarla yeniden tedavi : Eğer artık nedenini bildiğimiz toksisiteleri yüzünden bırakılmış iseler, eski ilaçları tekrar kullanmak işe yarayabilir.

6. Mega HAART: Yüksek ilaç direnci olan suşlara karşı; üç taneye kadar PI ve/veya bir veya iki NNRTI ve nükleozid analogları denenebilir ama karmaşıklığı, düşük tolerabilitesi ve ilaç etkileşimleri yüzünden uygulanımı kısıtlıdır.

KAYNAKLAR
1. Bartlett JG. Panel on Clinical Practices Issues Revised Adult Antiretroviral treatment Guidelines.The Hopkins HIV Report, September 2003.Vol: 15; No:5.
2. www.hopkins-aids.edu, Guidelines for the Use of Antiretroviral Agents in HIV-Infected Adults and Adolescents, February 2002.

HIV İLE İNFEKTE KİŞİLERDE FIRSATÇI
İNFEKSİYONLARA PROFİLAKTİK TEDAVİ YAKLAŞIMLARI

Dr. Mine Durusu
Dr. Gülay Sain Güven
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
İç Hastalıkları Anabilim Dalı

ÖZET

HIV infeksiyonunun doğal seyri HAART ("Highly Active Antiretroviral Therapy") sonrası dönemde belirgin derecede değişti. Bağışıklık sisteminin yeniden yapılandırılması ile fırsatçı infeksiyonların tedavisinde kazanılan başarı sonucu hastaların sağkalımları ve yaşam kaliteleri arttırıldı, HAART’a cevap veren hastalarda fırsatçı infeksiyonlara karşı uygulanan profilaktik tedavilerin güvenle kesilebileceği görüldü. Bu sayıda, HIV ile infekte kişilerde fırsatçı infeksiyonlara profilaktik tedavi yaklaşımlarının tartışılmaya başlandığı 6.cilt 3. sayıda (2003) yer alan yazımızın devamı olarak, "US Public Health Service (USPHS)" ve "Infectious Disease Society of America (IDSA)" tarafından hazırlanan kılavuzda yer alan değişiklikler ışığında, dissemine Mycobacterium avium kompleksi (MAC) infeksiyonu, kriptosporidyoz, kandidiyaz ve Herpes simpleks virüsü infeksiyonu profilaksisi ele alındı.

Anahtar kelimeler: HIV/AIDS, fırsatçı infeksiyon, Mycobacterium avium kompleksi (MAC) infeksiyonu, kriptosporidyoz, kandidiyaz, Herpes simpleks virüsü infeksiyonu.

SUMMARY
The natural history of HIV infection has dramatically changed after the era of HAART ("Highly Active Antiretroviral Therapy"). The survival and the quality of life of patients have increased as a result of success in the therapy of opportunistic infections following the immune reconstitution. It was seen that the prophylactic therapies for the opportunistic infections could be safely stopped in patients who respond to HAART. In this review, as a continuum of our previous paper in volume 6 issue 3 (2003) in which prophylactic therapies for the opportunistic infections started to be discussed, issues about the prophylaxis in disseminated Mycobacterium avium complex (MAC) disease, cryptosporidiosis, candidiasis and Herpes simplex virus infection will be discussed with regards to the recent guideline prepared by US Public Health Service (USPHS) and Infectious Disease Society of America (IDSA).

Key words: HIV/AIDS, opportunistic infections, Mycobacterium avium complex (MAC) disease, cryptosporidiosis, candidiasis, Herpes simplex virus infection.

Kombine antiretroviral tedavi rejimlerinin kullanılmaya başlanmasıyla HIV infeksiyonlarının doğal seyrinde belirgin değişiklikler oldu. HAART (Highly Active Antiretroviral Therapy) ile bağışıklık sisteminin yeniden yapılandırılması sonucunda aylar içinde ölümcül seyreden bir çok fırsatçı infeksiyonun önüne geçilebildi ve bu fırsatçı infeksiyonlarda profilaktik tedavilerin kesilme endikasyonları tartışılmaya başlandı. Fırsatçı infeksiyonların önlenmesine ait ilk kılavuz 1995 yılında US Public Health Service (USPHS) ve Infectious Disease Society of America (IDSA) tarafından yayınlandı. Kombine antiretroviral tedaviyle elde edilen başarılı sonuçlar doğrultusunda bu kılavuz 1997, 1999 ve 2001 yılında güncelleştirildi ve en son olarak 2002 yılında Hastalıkları Önleme ve Kontrol Merkezi (Centers for Disease Control-CDC)’ nin haftalık morbidite ve mortalite raporunda tartışıldı (1). Biz de bundan önceki sayıda bu en son güncelleştirilmiş kılavuz ışığında Pneumocystis jiroveci pnömonisi (PCP), toksoplazma ensefaliti, kriptokokkal hastalık ve sitomegalovirüs infeksiyonunu gözden geçirdik (2). Bu sayıda ise dissemine Mycobacterium avium kompleksi (MAC) infeksiyonu, kriptosporidyoz, kandidiyaz ve Herpes simpleks virüsü (HSV) infeksiyonu ele alındı.

I) Dissemine MAC infeksiyonu HAART’ın kullanılmaya başlanmasından önce dissemine MAC infeksiyonu HIV ile infekte kişilerde en sık görülen bakteriyel fırsatçı infeksiyondu. Tüm AIDS belirleyici hastalıklar arasında da PCP’ den sonra en sık görülen ikinci hastalıktı (3). CD4+T lenfosit sayısı 100/uL’ nin altında olan kişilerde MAC bakteremisi veya hastalığı geliştirme riski yılda %10-20 arasındadır ve MAC bakteremisi AIDS’ li hastalarda mortaliteye katkıda bulunan önemli bir faktördür. HAART ile beraber dissemine MAC infeksiyonu insidansında da belirgin bir azalma izlendi. Diğer fırsatçı infeksiyonlarda olduğu gibi, dissemine MAC infeksiyonunda da profilaksinin kesilme endikasyonları tartışılmaya başlandı. 1999 yılında yayınlanan USPHS/IDSA kılavuzunda dissemine MAC hastalığı için primer profilaksinin kesilebileceği ancak sekonder profilaksinin hayat boyu tam doz kronik supresif tedavi olarak devam edilmesi gerektiği belirtilirken (4), 2002 yılındaki güncellemede sekonder profilaksinin de kesilebileceği gündeme geldi.

1. Karşılaşmanın önlenmesi İnfeksiyon etkeni mikroorganizma çevrede sık olarak bulunduğu için su ve besinlerle alınabilir, bulaşı önleyecek herhangi bir koruyucu önlem günümüzde bulunmamaktadır.

2. Primer profilaksinin başlanması

  • CD4+T lenfosit sayısı <50/uL olan HIV ile infekte tüm erişkin ve adölesanlar dissemine MAC hastalığı için kemoprofilaksi almalıdırlar.
  • Kemoprofilakside ilk tercih klaritromisin veya azitromisindir. Azitromisin haftada tek doz alınmasından dolayı kullanım kolaylığı sağlar.
  • Klaritromisin 2x500 mg/gün; azitromisin 1200 mg/hafta dozunda kullanılmalıdır.
  • Klaritromisin ve rifabutin kombinasyonu tek başına klaritromisinden daha etkili değildir. Azitromisin ve rifabutin kombinasyonu ise tek başına azitromisinden daha etkili olmakla beraber maliyet, ilaç etkileşimleri ve yan etkilerdeki artış göz önüne alındığında, sağkalım üzerine etkisi olmayan bu kombinasyonun rutin kullanımı önerilmemektedir.
  • Alternatif kemoprofilaksi rejimi; rifabutindir (makrolidleri tolere edemeyenlerde).
  • İlaç seçimi yapılırken proteaz inhibitörleri (PI) ve nonnükleozid reverse transkriptaz inhibitörleri (NNRTI) ile olan etkileşimler göz önüne alınmalıdır.
  • Primer profilaksi başlanmadan önce klinik değerlendirme ve gerekirse kan kültürleri ile dissemine MAC infeksiyonu olmadığı ekarte edilmelidir. Solunum sistemi ve gastrointestinal sistemden alınan kültürlerde MAC üremesi olması dissemine infeksiyon için bir gösterge olabilir ancak kan kültürleri negatif olan olgularda infeksiyon lehine kabul edilmez. Bu sebeple bu bölgelerden alınan kültürlerle rutin tarama önerilmez. Aynı şekilde aktif tüberküloz da özellikle rifabutin verilecek hastalarda ekarte edilmelidir, rifabutin kullanımı rifampisin direncine yol açabileceğinden tüberküloz tedavisinde sorun yaratabilir.

    3. Primer profilaksinin kesilmesi

  • HAART’ a cevap vermiş hastalarda 3 ay ve daha uzun süre CD4+T lenfosit sayısı >100/uL olursa kesilmelidir.
  • HIV ile infekte 13 yaş üstündeki, CD4+T lenfosit sayısı 50/uL’ nin altından 100/uL’ nin üstüne çıkan ve birbirini izleyen iki ölçümde bu düzeyde kalan 520 hastanın dahil edildiği bir çalışmada hastalar haftada 1200 mg tek doz azitromisin ve plasebo alacak şekilde iki gruba randomize edilmiştir (5). Ortalama olarak 12 aylık bir izlem sonunda her iki grupta da primer dissemine MAC infeksiyonu görülmemiştir. Daha önceden gösterilmiş MAC infeksiyonu olmayan HIV ile infekte 643 hasta ile yapılan benzer bir çalışmada da, 8 haftada bir kan kültürleri alınarak yapılan ortalama 16 aylık bir izlem sonucunda azitromisin alan grupta hiç dissemine MAC infeksiyonu izlenmez iken, plasebo grubunda 2 olgu rapor edilmiştir (6). CD4+T lenfosit sayılarının 100/uL’ nin üzerine çıkmasından 43 ve 65 hafta sonra tanı koyulan ve baktereminin olmadığı bu iki olguda da etken mikroorganizma vertebra ve paraspinal yumuşak dokudan izole edilmiştir. Bu ve benzer çalışmalar CD4+T lenfosit sayısı 100/uL’ nin üzerine çıktıktan sonra primer profilaksinin güvenle kesilebileceğini ancak geç dönem atipik infeksiyonların olabileceğini ortaya koymaktadır.

    4. Primer profilaksinin tekrar başlanması

  • CD4+T lenfosit sayısı 50-100/uL’ nin altına düşünce profilaksi tekrar başlanmalıdır.

    5. Sekonder profilaksinin başlanması

  • HAART ile bağışıklık sistemi yeniden yapılandırılmadığı sürece dissemine MAC infeksiyonu olan kişiler yaşam boyu kemoprofilaksi (idame tedavisi/sekonder profilaksi) almalıdırlar.
  • Gösterilmiş makrolid direnci olmadığı sürece klaritromisin (veya azitromisin) + etambutol (15 mg/kg/gün) +/- rifabutin (300 mg/gün) kombinasyonu ilk tercihtir.

    6.Sekonder profilaksinin kesilmesi

  • HAART ile CD4+T lenfosit sayısı 6 ay ve daha uzun süre 100/uL ve üzerinde seyreden asemptomatik kişilerde en az 12 aylık MAC tedavisi tamamlandıktan sonra sekonder profilaksinin kesilmesi güvenli gözükmektedir. Tedavi kesilmeden önce asemptomatik olanlar dahil tüm hastalardan kan kültürü alınması gerektiğini savunanlar mevcuttur.
  • HIV ile infekte erişkinlerin alındığı bir çalışmada dissemine MAC infeksiyonu için 4-87 ay arasında değişen sürelerde antimikrobiyal tedavi alan 52 hasta ortalama 20 ay süre ile tedavisiz izlenmiştir (3). Sadece 1 hastada tekrarlayan dissemine MAC infeksiyonu görülmüştür. Bu hastanın HAART’ a ara vermiş olması ve hastalığın 37 ay sonra beyin omurilik sıvısından tespit edilmiş olması sebebiyle bunun tekrarlamadan öte yeni bir hastalık atağı olduğu düşünülmüştür. Bu ve benzeri çalışmalar sonucunda primer infeksiyonu başarı ile tedavi edilmiş, HAART’ a virolojik ve CD4+T lenfosit cevabı olan hastalarda sekonder profilaksinin kesilebileceği sonucuna varılmıştır. Buna rağmen HAART ve hatta uygun antimikrobiyal tedavi altında dahi sekonder MAC infeksiyonu bildiren anektodal olgu raporları vardır (7). Bu gibi olgularda HAART’ ın ilk 6 ayında bağışıklık sisteminin yeniden yapılandırılma sürecinde önceden sessiz olan hastalıkların alevlenmeleri ile klinik düzeye çıkabilecekleri unutulmamalıdır.

    7. Sekonder profilaksinin tekrar başlanması

  • - CD4+T lenfosit sayısı 100/uL’ nin altına düşerse profilaksi tekrar başlanmalıdır.

    8. Özel durumlar

  • Rifabutin ile bazı PI ve NNRTI’lerin etkileşimi vardır.
  • PI’ler klaritromisinin serum seviyesini arttırır. Efavirenz klaritromisinin metabolizmasını arttırarak aktif metaboliti olan 14-hidroksi-klaritromisinin serum seviyesini arttırır.
  • Klaritromisin 2x1000 mg/gün gibi yüksek dozlarda kullanıldığı zaman mortaliteyi arttırır. Bu etki diğer ilaçlarla etkileşimden dolayı ortaya çıkabilir. Klaritromisinin in vitro ortamda lenfosit proliferasyonunu ve sitokin sentezini inhibe ettiği ve özellikle zidovudin ile beraber kullanıldığında ciddi kemik iliği supresyonu yaparak zidovudunin hematotoksisitesini arttır (8).
  • Azitromisin sitokrom p450 tarafından metabolize edilmediği için PI ve NNRTI’leri ile etkileşmez.
  • Çocuklarda profilaksi başlama CD4+T lenfosit eşik değerleri yaşla değişir (?6 yaş <50/uL, 2-6 yaş <75/uL, 1-2 yaş <500/uL, <12 ay <750/uL).
  • Dissemine MAC infeksiyonu olan çocuklar yaşam boyu profilaksi almalıdırlar.
  • Gebelerde profilaksi ilk trimesterda kesilebilir. Gebelikte en güvenli kabul edilen ilaç azitromisindir.

    II) Kriptosporidyoz HIV ile infekte kişilerdeki en sık diare etkeni Cryptosporidium’ dur. Özellikle CD4+T lenfosit sayısı 100/uL’ nin altında olan kişilerde kolera benzeri ciddi bir tabloya yol açabilir (9). Cryptosporidium parvum primer olarak sulu diareden sorumludur. CD4+T lenfosit sayısı 50/uL’ nin altında olanlarda biliyer kriptosporidyoz görülebilir. Kriptosporidyozda etkinliği kanıtlanmış bir tedavi rejimi yoktur bunun için karşılaşmanın ve bulaşın önlenmesi önemlidir. HAART’ ın etkili tek tedavi olduğu düşünülmektedir.

    1. Karşılaşmanın önlenmesi

  • Crytosporidium infekte kişiler ve hayvanlarla, bezli çocuklarla doğrudan temas ile; kontamine su içilmesi ve besin yenmesiyle; kontamine su ile ilişkili aktiviteler sırasında bulaşabilir. Özellikle insan ve hayvan dışkısıyla temas önlenmeli ve temas sonrası mutlaka eller yıkanmalıdır. Evcil hayvan beslemek isteyenlere, 6 aydan küçük kedi ve köpek almamaları ve diaresi olan hayvanları eve sokmamaları önerilmelidir.
  • Kriptosporidyoz epidemileri genellikle kontamine şehir suyu sebebiyle ortaya çıkar. Bu durumlarda suyun en az 1 dakika kaynatılarak kullanılması gereklidir. Epidemi dışındaki durumlarda suyun rutin kaynatılmasını önerecek veri yoktur. Bir mikrometre çaplı partikülleri tutabilecek filtrelerin ve şişe suyunun kullanılması riski azaltabilir.
  • Kontamine sudan hazırlanan buz da bulaş kaynağı olabilir. Amerika Birleşik Devletlerinde yurtçapında pazarlanan taze, pastörize veya gazlı içecekler güvenli sayılmaktadır.
  • Cryptosporidium kistleri midye içerisinde iki aydan fazla dayanabilir, bu sebeple çiğ midye tüketilmemelidir.
  • Cryptosporidium ile infekte kişilerin gıda işinde çalışmalarına izin verilmemelidir. Besin kaynaklı epidemilerin çoğuna infekte çalışanların yol açtığı düşünülmektedir.
  • Hastane şartlarında standart önlemler ve el hijyeni kuralları geçerlidir. Yeterli veri olmamakla beraber HIV ile infekte bir kişinin Cryptosporidium ile infekte bir kişi ile aynı odada kalması önerilmez.
  • Riskli cinsel davranışlarla da kriptosporidyoz riskinin arttığını öne süren yazılar mevcuttur. Erkek eşcinsellerin cinsel davranışlarının sorgulandığı bir çalışmada erkek ile ilişkiye giren erkeklerde son bir ay içerisinde birden fazla partner olması ve riskli ilişkilerde kriptosporidyoz insidansı daha yüksektir (10).

    2. Primer profilaksi

  • MAC profilaksisi için alınan klaritromisin ve rifabutin koruyucudur ancak sadece kriptosporidyoz için kullanımlarına ait veriler yeterli değildir.

    3. Sekonder profilaksi

  • Kriptosporidyozun tekrarlamasının önlenmesi için bilinen herhangi bir tedavi rejimi yoktur.

    4. Özel durumlarda profilaksi

  • Çocuklarda mamaların hazırlanmasında kaynatılmış su kullanılmasına dikkat edilmelidir.

    III) Kandidiyaz Antiretroviral tedavideki tüm gelişmelere rağmen, özellikle son yıllarda dirençli Candida suşlarının görülme sıklığının artmasıyla, kandidiyaz halen önemli bir morbidite sebebidir. Candida infeksiyonları genellikle tedaviye cevap vermesine rağmen sık tekrarlarlar. Mukozal kandidiyazın ciddilik derecesi immün yetmezliğin seviyesi ile orantılıdır. Oral kandidiyaz ilerleyici hastalığın göstergesi iken, özefageal kandidiyaz AIDS belirleyici durumlardan biri olarak kabul edilmektedir. Vajinal kandidiyaz ise kişinin immunolojik durumuyla daha az ilişkilidir. Bu sebeple değişik mukozal alanlardaki tutulumun patolojisinin değişken olduğu düşünülmektedir. CD4+T lenfosit sayısından bağımsız olarak HIV viral yükü ile kandidiyazın ciddiyetinin arttığını belirten ve HIV(+) olmanın başlı başına bir risk olduğunu savunan yazılar mevcuttur (11).

    1. Karşılaşmanın önlenmesi

  • Mukoza ve deriyi kolonize ettikleri için karşılaşmanın önüne geçecek bir önlem yoktur.

    2. Primer profilaksi

  • Flukonazol, mukozal kandidiyaz gelişimini önleyebilir ancak özellikle dirençli Candida suşlarının giderek artması sebebiyle profilaksi önerilmez. Özellikle CD4+T lenfosit sayısı 100/uL altında olanlarda uzun süreli sistemik azol kullanımı direnç gelişimini arttırır. Akut infeksiyonda flukonazol halen etkili bir tedavidir. Candida albicans bakteremisi ataklarının gözden geçirildiği bir çalışmada, flukonazol duyarlılığı azalmış (MIC?16 ug/mL) olan 4 olgunun 3’ü HIV ile infekte hastalardır ve bu dört fungemi atağı da daha önce tedavi veya profilaksi amaçlı azol alan hastalarda görülmüştür (12). Bu sebeple profilaksi alan kişilerde tedavi altında gelişen fungemiler genellikle dirençli Candida infeksiyonunun göstergesidir. Ancak C. albicans’a ait fungemilerde, azol tedavisi almış veya halen almakta olan kişiler dışında, flukonazol empirik tedavide halen %96’ nın üzerinde etkinlikle ilk tercihtir (12).

    3. Sekonder profilaksi

  • Primer profilakside tartışılan sebeplerle sekonder profilaksi de önerilmez. Ancak orofarengeal veya vajinal kandidiyaz atakları çok sık tekrarlıyorsa veya ataklar ciddi oluyorsa, gösterilmiş Candida özefajiti olanlarda oral flukonazol veya itrakonazol ile supresif tedavi düşünülebilir.

    4. Özel durumlar

  • Ciddi tekrarlayan mukokutanöz kandidiyazı olan çocuklarda sistemik azoller ile suppresif tedavi düşünülmelidir.
  • Gebelikte flukonazol kullanımı ile bildirilmiş yenidoğan anomalileri mevcuttur. Itrakonazol de embriyotoksik ve teratojeniktir. Sistemik azol tedavisi alan hastalarda etkili doğum kontrol yöntemleri kullanılmalı ve gebelik gelişmesi halinde azol tedavisi kesilmelidir.

    IV) Herpes simpleks virüs infeksiyonu

    1. Karşılaşmanın önlenmesi

  • HIV ile infekte kişiler her türlü cinsel ilişkide lateks kondom kullanmalıdır. Genital veya orolabial herpes lezyonu bulunanlarla cinsel temastan özellikle kaçınılmalıdır.

    2. Primer profilaksi

  • HSV ile karşılaşma sonrası veya latent infeksiyonun primer infeksiyona dönüşmesini önlemek için profilaksi önerilmez.

    3. Sekonder profilaksi

  • Ciddi veya sık tekrarlayan HSV ataklarında oral asiklovir ( 3x200 mg/gün veya 2x400 mg/gün) veya famsiklovir (2x250 mg/gün) ile supresif tedavi verilebilir. Günde iki doz valasiklovirin etkinliğini de gösteren çalışmalar vardır (13). Asiklovire dirençli olgularda, gansiklovire de dirençli oldukları için, intravenöz foskarnet veya sidofovir kullanılabilir.

    4. Özel durumlar

  • Neonatal herpes bulaşının önlenmesi için ilerlemiş gebelikte oral asiklovir profilaksisi verilmesi tartışmalı bir konudur ve rutin olarak önerilmez.
  • Ciddi ve sık tekrarlayan genital herpes olgularında asiklovir profilaksisi verilebilir, gebelik ve yenidoğan üzerinde rapor edilmiş olumsuz etki yoktur.

    KAYNAKLAR:
    1. CDC. USHPS/IDSA guidelines for the prevention of opportunistic infections in persons infected with human immunodeficiency virus. MMWR 2002,51(No. RR-8):1-60.
    2. Durusu M, Güven GS. HIV ile infekte kişilerde fırsatçı infeksiyonlara profilaktik tedavi yaklaşımları. Türk HIV/AIDS Dergisi. 2003 ;6(3):72-78.
    3. Shafran SD, Mashinter LD, Phillips P, Lalonde RG, Gill MJ, Walmsley SL, Toma E, Conway B, Fong IW, Rachlis AR, Williams KE, Garber GE, Schlech WF, Smaill F, Pradier C. Successful discontinuation of therapy for disseminated Mycobacterium avium complex infection after effective antiretroviral therapy. Ann Intern Med. 2002 Nov 5;137(9):734-7.
    4. CDC. USHPS/IDSA guidelines for the prevention of opportunistic infections in persons infected with human immunodeficiency virus. MMWR 1999,48(No. RR-10):1-59.
    5. El-Sadr WM, Burman WJ, Grant LB, Matts JP, Hafner R, Crane L, Zeh D, Gallagher B, Mannheimer SB, Martinez A, Gordin F. Discontinuation of prophylaxis for Mycobacterium avium complex disease in HIV-infected patients who have a response to antiretroviral therapy. Terry Beirn Community Programs for Clinical Research on AIDS. N Engl J Med. 2000 Apr 13;342(15):1085-92.
    6. Currier JS, Williams PL, Koletar SL, Cohn SE, Murphy RL, Heald AE, Hafner R, Bassily EL, Lederman HM, Knirsch C, Benson CA, Valdez H, Aberg JA, McCutchan JA. Discontinuation of Mycobacterium avium complex prophylaxis in patients with antiretroviral therapy-induced increases in CD4+ cell count. A randomized, double-blind, placebo-controlled trial. AIDS Clinical Trials Group 362 Study Team. Ann Intern Med. 2000 Oct 3;133(7):493-503.
    7. Cinti SK, Kaul DR, Sax PE, Crane LR, Kazanjian PH. Recurrence of Mycobacterium avium infection in patients receiving highly active antiretroviral therapy and antimycobacterial agents. Clin Infect Dis. 2000 Mar;30(3):511-4.
    8. Freund YR, Dousman L, Mohagheghpour N. Prophylactic clarithromycin to treat mycobacterium avium in HIV patients receiving zidovudine may significantly increase mortality by suppressing lymphopoiesis and hematopoiesis. Int Immunopharmacol. 2002 Sep; 2(10): 1465-75.
    9. Dionisio D. Cryptosporidiosis in HIV-infected patients. J Postgrad Med. 2002 Jul-Sep;48(3):215-6.
    10. Hellard M, Hocking J, Willis J, Dore G, Fairley C. Risk factors leading to Cryptosporidium infection in men who have sex with men. Sex Transm Infect. 2003 Oct;79(5):412-4.
    11. Ohmit SE, Sobel JD, Schuman P, Duerr A, Mayer K, Rompalo A, Klein RS; HIV Epidemiology Research Study (HERS) Group. Longitudinal study of mucosal Candida species colonization and candidiasis among human immunodeficiency virus (HIV)-seropositive and at-risk HIV-seronegative women. J Infect Dis. 2003 Jul 1;188(1):118-27. Epub 2003 Jun 23.
    12. Munoz P, Fernandez-Turegano CP, Alcala L, Rodriguez-Creixems M, Pelaez T, Bouza E. Frequency and clinical significance of bloodstream infections caused by C albicans strains with reduced susceptibility to fluconazole. Diagn Microbiol Infect Dis. 2002 Oct;44(2):163-7.
    13. DeJesus E, Wald A, Warren T, Schacker TW, Trottier S, Shahmanesh M, Hill JL, Brennan CA. Valacyclovir International HSV Study Group. Valacyclovir for the suppression of recurrent genital herpes in human immunodeficiency virus-infected subjects. J Infect Dis. 2003 Oct 1;188(7):1009-16. Epub 2003 Sep 10.

    HIV/AIDS OLGULARINDA ÖLÜM NEDENLERİ

    Dr. Şebnem Eren*
    Dr. Nuriye Taşdelen-Fışgın**
    Dr. Nurcan Baykam*
    Dr. Aysel K. Çelikbaş*
    Dr. Tümer Güven*
    Dr. Başak Dokuzoğuz*
    * Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Kliniği
    ** Ondokuz Mayıs Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı.

    ÖZET


    Kliniğimizde, 1994 ile 2002 tarihleri arasında takip ve tedavi edilen toplam 67 olgudan, kaybedilen 21 olgu çalışmaya alındı. Bu olguların ölüm nedenleri tespit edildi. Bu nedenler; fırsatçı infeksiyonlar, fırsatçı maligniteler , HIV (Human Immunodeficiency Virus) tükenmişlik sendromu ve diğer nedenler (kaza, intihar, over doz, vd) şeklinde sınıflandırıldı. Fırsatçı infeksiyonlar ölüm nedenlerinin ilk sırasını oluşturdu. İkinci sıklıkta HIV tükenmişlik sendromu görülürken, maligniteler son sırada yer aldı.

    Anahtar Kelimeler: HIV/AIDS, ölüm nedenleri, HAART.

    SUMMARY
    The aim of the present study was to investigate causes of death in long-term care hospital patients with AIDS between 1994 and 2002 in our center. Twenty-one patient who had died with AIDS were included in our study. Causes of deaths are related to conditions such as opportunistic infection, opportunistic malignancy, HIV associated wasting syndrome, and others (injury, suicide, over dose). The most common death of reason is opportunistic infection. HIV associated wasting syndrome is second common cause of death.

    Key words: Cause of death, HIV/AIDS, HAART

    GİRİŞ
    HIV infeksiyonu, vücudun savunma sistemini harap ederek, farklı bir çok fırsatçı infeksiyon ve malignite gelişmesine neden olan, kronik bir hastalıktır. İlk olarak AIDS (Acquired Immunodeficiencı Syndrome) 1981 yılında Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nde tanımlanmıştır. Daha önce sporadik olarak görülen PCP (Pneumocystis carini pnömonisi) ve Kaposi sarkomu vakalarında artış olduğu tespit edilmiştir (1,2). Bu vakalar HIV/AIDS’in tanımlanmasında yol gösterici olmuştur (3). 1981 yılından günümüze kadar, HIV/AIDS kliniği ve tedavisi ile ilgili bir çok ilerlemeler kaydedilmiştir. Özellikle HAART ‘ın uygulanmaya başlaması ile HIV/AIDS’e bağlı ölüm oranları azalırken, tedavi sonucu gelişen komplikasyonlar ve HIV/AIDS dışı nedenler sonucu gelişen ölüm oranlarında artış olmuştur (4,5). Tüm bu gelişmelere rağmen, HIV/AIDS’e bağlı görülen fırsatçı infeksiyonlar ve maligniteler ölüm nedenlerinin ilk sıralarında yer almaktadır (6).
    Bu çalışmanın amacı, kliniğimizde takip edilen HIV/AIDS olgularının ölüm nedenlerini tespit etmektir.
    MATERYAL-METOD
    1994-2002 tarihleri arasında Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Kliniği’nde takip ve tedavi edilen toplam 67 olgudan kaybedilen 21 olgu retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların kliniğimize ilk başvurduğu sıradaki evreleri ve hastalığın ilerlediği evreler tespit edildi. Ölüm nedenleri; fırsatçı infeksiyonlar, fırsatçı maligniteler, HIV tükenmişlik sendromu ve diğer nedenler (kaza, intihar, aşırı doz, vd) şeklinde sınıflandırıldı.

    BULGULAR
    Sekiz yıl süreyle takip edilen 67 olgudan 21’i (%31,3) kaybedildi. Olguların 5’i (%23,8) kadın, 16’sı(%76,2) erkekti. Yaş ortalaması 39,8 yıl (26-65) olarak bulundu. Kaybedilen 21 olguda 30 farklı ölüm nedeni tespit edildi. Olguların 17’sinde kesin ölüm nedeni saptanırken, 4’ünde olası nedenler düşünüldü. Ölüm nedenlerine (n=30) bakıldığında %56,7 (n=17) ile fırsatçı infeksiyonlar ilk sırada yer alırken, %30 (n=9) ile HIV tükenmişlik sendromu 2. sırada ve %13,3 (n=4) ile fırsatçı maligniteler 3. sırada tespit edildi. Yirmibir HIV/AIDS olgusundan yeni tespit edilen 9’u antiretroviral tedavi başlanamadan kaybedildi. Diğer olguların ise tedavisini düzenli kullanmadığı ve kontrolleri aksattığı gözlendi. Tablo-1’de olguların özellikleri, Tablo-2’de ölüm nedenlerinin dağılımı gösterilmiştir.

    TARTIŞMA
    HIV/AIDS infeksiyonunun seyri sırasında erken semptomatik dönemden geç semptomatik döneme geçişte, CD4 hücre sayısının 200/mm3’ün altına düşmesi ile birlikte HIV RNA sayısının yükselmesi fırsatçı infeksiyonlar ve malignitelerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır (7). İleri dönem HIV hastalarında fırsatçı infeksiyonlar ve malignitelerin yanında, HIV tükenmişlik sendromu gelişmesi, hastaların kaybedilmesine neden olmaktadır. Son yıllarda HAART uygulanmasının viral yükte azalma ve CD4 sayısında yükselmeye neden olduğu bildirilmektedir. Buna paralel olarak hastaların klinik bulgularında düzelme, fırsatçı infeksiyon ve malignite oranlarında azalma olduğu tespit edilmiştir (4,5,8,9,10,11). Ancak halen olgularımızda da görüldüğü gibi fırsatçı infeksiyonlar ilk sıralardaki yerini korumaktadır (6). Fırsatçı infeksiyonlar irdelendiğinde, tüberkülozun özellikle gelişmiş ülkelerde HIV/AIDS artışına paralel olarak arttığı ve ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda yer aldığı bildirilmektedir (12,13,14,15,16). Olgularımızda da tüberkülozun %16,6 (n=5) oranı ile fırsatçı infeksiyonlar içinde ilk sırada olduğu saptandı. Parazitik protozoolar HIV epidemisinin keşfinde ana rol oynamışlardır (7). Özellikle PCP ve serebral tokzoplazma infeksiyonu, HIV/AIDS hastalarındaki ölüm nedenlerinin başında gelmekteydi (7). Uygun kemoterapi ve kemoprofilaksi kullanımı, bu hastalıkların görülme sıklığını azaltmıştır (17,18). Olgularımızda da PCP ve Toxoplazma ensefaliti ölüm nedenleri arasında diğer viral ve mantar infeksiyonlarından sonra gelmekteydi. Bizde bunun uygulanan profilaksiyle ilişkili olduğu kanısına vardık. Gelişmekte olan ve özellikle de geri kalmış ülkelerde, alt yapı ve eğitim sorunlarıyla paralellik göstermesi açısından, enterik gram negatif bakteriler, HIV/AIDS olgularında sık tekrarlaması, ağır seyretmesi ve yüksek mortaliteye neden olması bakımından önemli bir yere sahiptir (19). Ülkemiz bu bakteriler açısından endemik olmasına rağmen, olgularımızda bu tip bir fırsatçı infeksiyonla karşılaşmadık. Olguların 15’inin başvurduğunda C3 evresinde olması ve ölüm nedenleri arasında ikinci sıklıkta HIV tükenmişlik sendromunun görülmesi, olguların sağlık kurumlarına ileri evrede başvurması ve uygulanan antiretroviral tedaviye hastaların uyum göstermemesi ile ilişkili olduğu düşüncesindeyiz. Biz daha önceki çalışmamızda antiretroviral tedavi sürekliliğini engelleyen faktörlerin başında hastanın kendisine ait nedenler sonucunda tedaviye uyum göstermemesi olduğunu saptamıştık (20). Bu da tüm dünyada HAART uygulaması sonrasında HIV/AIDS’e bağlı ölüm nedenlerinde azalma olurken, olgularımızda hala ilk sırada fırsatçı infeksiyonların ve ikinci sırada HIV tükenmişlik sendromunun yer almasını açıklamaktadır.

    KAYNAKLAR:
    1. Ünal S, Çetinkaya Y. Edinsel İmmun Yetmezlik Sendromu. Topçu W. A, Söyletir G, Doğanay M. İnfeksiyon Hastalıkları. İstanbul, Nobel Tıp Kitabevi 1996; 303-15.
    2. Del Rio C, Curran JW. Epidemiology and Prevention of Acquired Immunodeficiency Syndrom and Human Immunodeficiency Virus Infection. Mandell GL, Bennett JE, Dolin R. Principles and Practice of Infectious Diseases. Fifth edition, 2000; 1340-68.
    3. AIDS Prevention through health promotion: Facing sensitive issues WHO 1991.
    4. Selik RM, Byers RH Jr, Dworkin MS. Trends in diseases reported on U.S. death certificates that mentioned HIV infection, 1987-1999. J Acquire Immune Defic Syndr 2002 Apr 1;29(4):378-87
    5. Oka S. Current HIV therapy and its clinical problems. Rinsho Byori 2000 Jul;48(7):575-9.
    6. Bonnet F, Morlat P, Chene G, et al. Causes of death among HIV-infected patients in the era of highly active antiretroviral therapy, Bordeaux, France, 1998-1999. HIV Med 2002 Jul;3(3):195-9.
    7. Seitz HM, Trammer T. Opportunistic infections caused by protozoan parasites. Tokai J Exp Clin Med 1998 Dec; 23(6): 249-57.
    8. Sansone GR, Frengley JD. Impact of HAART on causes of death of persons with late-stage AIDS. J Urban Health 2000 Jun;77(2):166-75.
    9. Alonso Socas M del M, Gomez Sirvent JL, Santolaria Fernandez F,et.al. The efficacy of antiretroviral treatment in patients with human immunodeficiency virus infection. A study of 807 patients. Med Clin (Barc) 2000 Oct 21; 115 (13): 481-6.
    10. Marquardt T, Jablonowski H . Opportunistic infections. Developments and trends since establishment of HAART therapy. MMW Fortschr Med 2001 Apr 2;143 Suppl 1:56-60.
    11. Valdez H, Chowdhry TK, Asaad R, et al. Changing spectrum of mortality due to human immunodeficiency virus: analysis of 260 deaths during 1995—1999. Clin Infect Dis 2001 May 15;32(10):1487-93.
    12. Santo AH, Pinheiro CE, Jordani MS. AIDS as underlying and associated causes of death, State of S. Paulo, Brazil, 1998. Rev Saude Publica 2000 Dec;34(6):581-8.
    13. Ansari NA, Kombe AH, Kenyon TA, et al. Pathology and causes of death in a group of 128 predominantly HIV-positive patients in Botswana, 1997-1998. Int J Tuberc Lung Dis 2002 Jan;6(1):55-63.
    14. Santo AH, Pinheiro CE, Jordani MS. AIDS as underlying and associated causes of death, State of S. Paulo, Brazil, 1998. Rev Saude Publica 2000 Dec; 34 (6): 581-8.
    15. Domoua K, N’Dhatz M, Coulibaly G, et al. Autopsy findings in 70 AIDS patients who died in a department of pneumology in Ivory Coast: impact of tuberculosis. Med Trop (Mars) 1995;55(3):252-4.
    16. Hofman P, Saint-Paul MC, Battaglione V. Autopsy findings in the acquired immunodeficiency syndrome (AIDS). A report of 395 cases from the south of France. Pathol Res Pract 1999; 195(4): 209-17
    17.Passos LN, Araujo Filho OF, Andrade Junior HF. Toxoplasma encephalitis in AIDS patients in Sao Paulo during 1988 and 1991. A comparative retrospective analysis. Rev Inst Med Trop Sao Paulo 2000 May-Jun;42(3):141-5.
    18. Semela D, Glatz M, Hunziker D, Schmid U, et al. Cause of death and autopsy findings in patients of the Swiss HIV Cohort Study (SHCS). Schweiz Med Wochenschr 2000 Nov 11; 130 (45): 1726-33.
    19. Gordon MA, Banda HT, Gondwe M, et al. Non-typhoidal salmonella bacteraemia among HIV-infected Malawian adults: high mortality and frequent recrudescence. AIDS 2002 Aug 16;16(12):1633-41.
    20. Fışgın TN, Baykam N, Çelikbaş A, et al. HIV/AIDS Olgularında Tedavi Sürekliliğini Engelleyen Faktörler. HIV/AIDS 2002 Temmuz-Ağustos-Eylül 5;3:105-8.

    HIV/AIDS’Lİ HASTALARIN TEDAVİYE UYUMUNU ETKİLEYEN PSİKOSOSYAL FAKTÖRLER

    Yrd. Doç. Dr. Fatma Akıncı*
    Doç. Dr. Fatma Öz**
    * Abant İzzet Baysal Üniversitesi Düzce Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik Bölümü
    ** Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu Psikiyatri Hemşireliği Anabilim Dalı

    ÖZET


    Bu çalışma HIV (+) ve AIDS’li hastaların tedaviye uyumlarını etkileyen psikososyal faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini İstanbul, İzmir ve Ankara’da tedavi edilen 36 (24 E, 12 K) HIV (+) ve AIDS’li hasta oluşturmuştur. Araştırmanın verileri 12 Nisan-25 Ekim 2002 tarihleri arasında, görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak sosyodemografik ve hastalık ile ilgili özellikleri, sosyal destek ve tedaviye uyumla ilgili bilgileri içeren "Hasta Bilgi Formu" ve depresyon düzeyini ölçen "Beck Depresyon Ölçeği" kullanılmıştır. Yapılan istatistiksel analizlerde yüzdelik, Fisher kesin ki-kare, ortalama ve t-testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda hastaların % 61.1’inin tedaviye uyumunun yetersiz olduğu; 8 yıldan az eğitim alanların, sosyal desteği olmayanların, sosyal güvencesi yeşil kart olanların ve depresyon belirti düzeyleri yüksek olanların tedaviye uyumunun yetersiz olduğu belirlenmiştir. Hastaların tedaviye uyum düzeylerini artırmak için Enfeksiyon Hastalıkları Kliniği ile Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisinin işbirliği yapması önerilmiştir.

    Anahtar Kelimeler: HIV/AIDS, Tedaviye Uyum, Psikososyal, Depresyon, Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi.

    SUMMARY
    This study was carried out to determine psychosocial factors that affect adherence of HIV/AIDS patients. The samples of study was 36 (24 M, 12 F) HIV/AIDS patients who are treated in Ankara, İstanbul and İzmir. The data were collected between April 15th October 25th 2002 with interview by "Patients Information Questionnaire" which is related sociodemographic characteristics, treatment adherence and social support data and "Beck Depression Inventory" which is measuring level of depressive symptoms. In statistical analysis percentage, mean, t-test, Fisher’s Exact Chi-Square methods were used. Results of study showed that 61.1 % of HIV/AIDS patients were noncompliant; patients who were poor, lower degree educated, have low social support and high depressive symptoms were more noncompliant. As a result of study to improve compliance levels of HIV/AIDS patients collaboration of Infection Diseases Department with Consultation Liaison Psychiatry was suggested.

    Key Words: HIV/AIDS, Compliance, Psychosocial, Depression, Consultation Liaison Psychiatry.

    GİRİŞ ve AMAÇ
    Son yıllarda HIV/AIDS tedavisinde meydana gelen gelişmeler sayesinde, hastaların beklenen yaşam süresi uzamış ve yaşam kalitesi artmıştır (1). Ancak, oldukça karmaşık bir tedavi planı gerektirdiğinden tedaviye uyum, hastalar açısından uyulması zorunlu aynı zamanda oldukça güç bir problem haline gelmiştir. Oysa, HIV/AIDS tedavisinin etkin bir şekilde yürütülebilmesi ve ilaca dirençli virüslerin ortaya çıkmaması için bireyin tedaviye uyumunun %90-100 arasında olması gerekmektedir (1,2,3). Bu nedenle, HIV (+) ve AIDS’li hastaları takip eden sağlık ekibinin bu hedefe ulaşabilmek için hastaların tedaviye uyumlarını engelleyen faktörleri belirlemeleri ve uyumu artırmak için hasta ve hasta yakınları ile birlikte planlamalar yapmaları pek çok araştırmacı tarafından önerilmektedir (3,4,5). Tedaviye uyumsuzluk sonucu plazma HIV RNA düzeyi artmakta, virüs rezistansının gelişmesi mortalite ve morbiditenin artmasına ve çapraz direnç gelişmesine neden olmaktadır. Çapraz direnç gelişmesi hastaların hem şimdiki tedaviyi hem de gelecekteki tedavi rejiminin etkinliğini etkileyebilmektedir. Çünkü viral direnç tedavi obsiyonlarını sınırlandırıp, ilaca dirençli HIV’in bulaşma riskini arttırmaktadır (5). İlaca dirençli HIV’in bulaşması nedeniyle tedaviye uyum sorunu sadece bireyi değil aynı zamanda toplumun sağlığını ilgilendirmektedir. Tedaviye uyumsuzluk nedeniyle hastalığın hızla ilerlemesi sonucu hastanede kalma süresi arttığından ekonomik anlamda üretkenliğin kaybı ve ilaçların maliyeti nedeniyle hastalığın ülke ekonomisine getirdiği yük de artmaktadır. Scalera ve ark. (2002)’ın çalışmasına göre asemptomatik HIV (+) bir hastanın ülke ekonomisine olan yıllık maliyeti 6515 dolar iken, bu maliyet semptomatik ancak AIDS gelişmemiş hastada 12302 dolara, AIDS’li hastada ise 25269 dolara çıkmaktadır. Ortaya çıkan maliyet farklılığı, hastaların HIV enfeksiyonunun hangi aşamasında olduklarıyla doğrudan ilgilidir.
    Örneğin bir hasta asemptomatik olarak uzun süre kalırsa yıllık maliyetten 5787 dolar tasarruf edilmiş olacaktır (4). Düzenli takip ve tedaviyi gerektiren hipertansiyon, epilepsi, diyabet, tüberküloz gibi kronik hastalıklarda olduğu gibi, HIV enfeksiyonunda da tedaviye uyum, uyumu etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve önlemlerin alınması hastaların yaşam kalitesinin yükseltilmesi açısından önemlidir. Yapılan çalışmalarda; kullanılan ilaçların sayısının ve ilaçların yan etkilerinin (3), hastaların öğrenim düzeyinin (1,2), aldıkları sosyal desteğin kalitesinin (1,2,3,6), tedavinin etkinliğine olan inancın (4), hastalığa ilişkin damgalanmanın (stigma) varlığının (2,4), tedavi ekibiyle olan ilişkilerin (1,7,8,9,10) ve özellikle depresyon başta olmak üzere ruhsal durumun (1,4,7,11) HIV (+) ve AIDS’li hastaların tedaviye uyumunu etkilediği belirlenmiştir. Hastalığın her aşamasında ortaya çıkabilen ve hastaların tedaviye uyumunu etkileyen depresyonun belirtilerinin erken dönemde tespit edilmesi ve uygun müdahalenin planlanması tedaviye uyum ve dolayısıyla maliyetin azaltılması açısından önemli görülmektedir. Bunun için enfeksiyon hastalıkları ile psikiyatrinin işbirliği önem kazanmaktadır (7). T.C. Sağlık Bakanlığı Bulaşıcı Hastalıklar Dairesi Başkanlığı Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar Şubesi verilerine göre, Türkiye’deki HIV (+) vaka sayısı hızla artmakta ve her geçen gün yeni hastaların tedavisine başlanmaktadır. Başlanan tedavinin başarısı açısından düzenli uygulanması oldukça önemlidir (12,13). Literatürde oldukça fazla yer tutan bu konuyla ilgili ülkemizde yapılmış çalışmaların oldukça sınırlı düzeyde olduğu söylenebilir. Bu nedenle, bu çalışma araştırmacılar tarafından HIV (+) ve AIDS’li hastaların tedaviye uyumlarını etkileyebilecek psikososyal faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.

    YÖNTEM ve GEREÇLER
    Araştırmanın evrenini T.C. Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Bulaşıcı ve Salgın Hastalıklar Daire Başkanlığı, Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar Şubesi 2002 yılı verilerine göre HIV(+) bildiriminin en çok yapıldığı iller olan İstanbul (440 vaka), İzmir (130 vaka) ve Ankara’daki (76 vaka) hastanelerin enfeksiyon hastalıkları polikliniklerinde izlenen ve ilaç tedavisi uygulanan hastalar oluşturmuştur. Araştırmanın kapsamındaki hastanelerden; SB. Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, SB. Haseki Hastanesi, SB. Haydarpaşa Numune Hastanesi, İzmir Devlet Hastanesi’nde haftada beş gün; SSK Okmeydanı Araştırma ve Uygulama Hastanesi ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde haftada iki gün, SSK Bozyaka Hastanesi’nde haftada bir gün HIV pozitif ve AIDS hastalarına poliklinik hizmetleri verilmektedir. Araştırma sonunda hedeflenen 39 hastanın 36’sına (%92.3) ulaşılmıştır. Üç hasta araştırmaya katılmayı kabul etmemiştir. Hastalardan veriler "Hasta Bilgi Formu" ve "Beck Depresyon Ölçeği" ile 12 Nisan-25 Ekim 2002 tarihleri arasında ve görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde yüzdelik, ortalama, Fisher kesin ki-kare ve t-testi kullanılmıştır. Hasta Bilgi Formu: Araştırmacılar tarafından literatürden (14,15,16,17, 18,19) yararlanarak hazırlanan "Hasta Bilgi Formu", hastalara ilişkin sosyo-demografik özellikleri, hastalığına ilişkin özellikleri, sosyal destek kaynaklarını ve tedaviye uyumu içeren açık ve kapalı uçlu 16 sorudan oluşmuştur. Sosyal destek kaynaklarının belirlenmesi için hastalara "Bir sıkıntınız ya da ihtiyacınız olduğunda ulaşabileceğiniz, yardım alabileceğiniz, destek alabileceğiniz biri/birileri var mı?" sorusu sorulmuş, destek aldığı kişileri listelemesi istenmiştir. Daha sonra "Sizce size verilen bu destek/destekler yeterli oluyor mu?" sorusu ile algılanan sosyal destek değerlendirilmiştir. İki soruya verilen yanıtlar bir arada değerlendirilmiş; aldığı sosyal desteği yeterli bulan hastalar "Sosyal desteği olanlar", diğerleri "Sosyal desteği olmayanlar" diye sınıflandırılmıştır. Tedaviye uyumun belirlenmesinde son iki hafta-dört hafta ve 6 hafta içinde içilmesi unutulan antiretroviral ilaçların sayısına göre hesaplanan, Ho ve ark. (2002) tarafından geliştirilen yöntem kullanılmıştır (20). Yapılan değerlendirmede % 95-100’ünü uygulayanlar "uyumlu", diğerleri "uyumsuz" olarak sınıflandırılmıştır (14,15,20).

    Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ): Beck ve arkadaşları tarafından 1961 yılında depresyonlu hastalarda en sık görülen duygusal, somatik, bilişsel ve motivasyona dayalı belirtilere yer verilerek geliştirilmiştir. Ölçeğin amacı hastalarda depresyon belirtilerinin derecesini objektif olarak belirlemektir. BDÖ depresyonun bilişsel ve duygusal belirtilerine ağırlık veren, somatik belirtilere az vurgu yapan (yalnızca iştahsızlık, kilo kaybı ve libido azalmasına yer veren) bir ölçektir. Bu nedenle bedensel hastalığı olan kişilerde depresyonun taranması için uygun görülen bir ölçektir (21,22). Ölçeğin Türkiye’deki geçerliği Tegin ve Hisli tarafından yapılmıştır (22).
    BDÖ 21 maddeden oluşan bir öz-değerlendirme ölçeğidir. Ölçeğin maddeleri, 0 ile 3 arasında derecelendirilmiştir. Ölçekten elde edilebilecek en düşük puan 0, en yüksek puan ise 63’dür. Alınan puanın artması hastanın depresyon belirtilerinin düzeyinin arttığı anlamına gelmektedir. Kesme puanı genel olarak 17 olarak kabul edilmektedir (21).

    BULGULAR
    Hastaların Sosyodemografik Özellikleri: Araştırma sonucunda HIV/AIDS’li hastaların, %66.7’sinin erkek, %33.3’ünün 25-36 yaşları arasında, % 36.1’inin lise mezunu, %50’sinin evli, %61.1’inin düşük sosyoekonomik düzeyde, %25’inin yeşil kartlı olduğu; %55.6’sının eve gelir getiren bir işte çalışmadığı; çalışanların %47.1’inin düzenli geliri olmayan işlerde çalıştığı; %58.3’ünün HIV’i cinsel yolla aldığı, hastalık süresinin ortalama 52.81± 53.46 ay olduğu (min:2-max:240), %52.8’inin semptomatik safhada olduğu; çoğunluğunun (%78.8) sosyal destek kaynaklarının olduğu belirlenmiştir. Hastalar sosyal destek kaynağı olarak en fazla ailelerini göstermişlerdir. Tedaviye Uyum: Hastaların tedaviye uyum özellikleri Tablo 1 ve 2’de verilmiştir. Tablolarda; hastaların %61.1’inin tedaviye uymadığı; tedaviye uyum sağlamayanların en fazla ekonomik sorunları nedeniyle ilaçları alamamalarını (%36.4), bilgi eksikliğini (%27.3) ve ilaçların iyileşmede etkili olacağına inanmamalarını (%13.6) neden olarak gösterdikleri görülmektedir. Tedaviye Uyumu Etkileyen Faktörler: Tedaviye uyumu etkileyen faktörler incelendiğinde; 8 yıldan az eğitim alanların (Tablo 3), sosyal desteği olmayanların (Tablo 4), sosyal güvencesi olmayanların (Tablo 5), Beck Depresyon Ölçeği belirtileri 18 puan ve üzerinde alanların (Tablo 6) tedaviye uyumunun yetersiz (<% 95)olduğu, gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu (Sırasıyla: x2=4.967, x2=3.495, x2=4.02, x2=4.822 , Sd=1, p<0.05) belirlenmiştir. Ayrıca yapılan analizlerde yaş, cinsiyet, medeni durum, çalışma durumu ve hastalığın evresinin tedaviye uyumu etkilemediği belirlenmiştir (p>0.05).

    TARTIŞMA
    HIV/AIDS hastalığında tedaviye uyum, tedavide başarılı sonuca ulaşılması açısından anahtar bir role sahiptir. Çünkü uyum davranışı hem hastalığın ilerlemesini yani AIDS gelişmesini geciktirmekte hem de engellemektedir. Tedaviye tam uyum gösteren hastalarda plazma viral yükü 0’a kadar düşmektedir. Bu durum hastaların yaşam kalitesini ve hayatta kalma süresini olumlu yönde etkilemektedir (15).
    Araştırma sonucunda, hastaların % 61.1’inin tedaviye uyumlarının yetersiz olduğu (<%95) belirlenmiştir. Araştırmada hastaların yarıdan fazlasının tedavi programına uymaması, gelecekte oluşabilecek ilaca dirençli HIV enfeksiyonu gelişme riski açısından önemli görülmektedir. Aynı zamanda bu bulgu, hastaların prognozunun olumsuz yönde etkilenmesi açısından da dikkatli olunmasını gerektirmektedir. Literatürde hastaların tedaviye uyum oranlarının incelendiği çalışmalarda genellikle son bir-iki hafta içinde ilaçlarını unutma sıklığı incelenmiş (2,3,14,18) ve tedaviye uyum oranının % 50-80 olduğu görülmüştür. Araştırma sonucunda belirlenen tedaviye uyumlu hasta oranının düşük olması Türkiye’deki hastaların sosyoekonomik düzeylerinin çok düşük olmasından (12), sosyal güvencelerinin olmamasından (13) ve hastalığa ilişkin damgalanmadan kaynaklanıyor olabilir. Çünkü araştırma kapsamındaki hastaların bir bölümünde sosyal güvencesinin olmasına karşın iş arkadaşları tarafından durumunun öğrenileceği endişesiyle tedaviye uyumsuzluk tespit edilmiştir. Literatürde de hastalığa ilişkin stigma korkusu nedeniyle ilaçları saklama ve iş yerinde kullanamama sonucu tedaviye uyumsuzluk gelişebileceği bildirilmektedir (1,2,3,4). Araştırma sonucunda hastaların %27.3’ünün tedaviye uyumun önemi ve tedaviye uyumsuzluğun sonuçları açısından yeterli bilgiye sahip olmadıkları belirlenmiştir. Hastaların tedaviye uyumunun artırılması açısından bilgi gereksinimlerinin karşılanması ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Verilecek eğitimin hastaların öğrenim düzeyine göre planlanması tedaviye uyumu artırmak açısından önemli bir ayrıntıdır. Çünkü öğrenim düzeyi 8 yıl ve altında olanların tedaviye uyumsuzluğunun daha fazla olduğu (%80.0) belirlenmiştir. Bu bulgu, literatürle de uyumludur (1,3,8,19). Türkiye’de hemodiyalize giren hastaların tedaviye uyumsuzluk nedenlerinin incelendiği bir çalışmada da hastaların %58’inin yeterince bilgi sahibi olmadıkları ve % 42’sinin maddi olanaksızlıklar nedeniyle tedaviye uyumda zorlandıkları saptanmıştır (23). Hastaların sosyoekonomik düzeylerinin tedaviye uyumu etkilediği bildirilmektedir. Gelir düzeyi yükseldikçe tedaviye uyum da artmaktadır (17). Araştırmada ailenin gelir durumu arttıkça hastaların tedaviye uyum düzeyinde artma görüldüğü belirlenmiştir. Ülkemizde düşük gelir düzeyinin indikatörü olarak kabul edilebilecek yeşil kart kullanıcılarının ve sosyal güvencesi olmayanların tedaviye uyumda yetersiz (%83.3) olmaları bulgusu literatürle de uyumludur (12,13,14,17,18,21). Hastaların uygulanan tedaviye olan inançları da uyumu etkilemektedir. Sağlık psikolojisinin alanı olan hastalığa ilişkin tutumların tedaviye etkisi konusunda HIV (+) hastalarla yapılmış çalışma sayısı çok azdır. Yapılan bir çalışmada ilacın etkinliğine inanmanın uyumu artırdığı belirlenmiştir (24). Araştırmanın sonucunda tedaviye uyum göstermeyen hastaların %13.6’sının tedavinin etkili olacağına inanmamalarını belirtmeleri bu bulgu ile paralellik göstermektedir. Tedaviye uyumu etkileyebilecek psikososyal faktörler birçok araştırmacı tarafından incelenmiştir. Yapılan çalışmalarda (1,3,4,8,18,24) hastaların yaş, cinsiyet, medeni durum, etnik köken gibi özelliklerin tedaviye uyumu etkilemediği; ancak hastaların aldığı sosyal desteğin niteliğinin ve depresyon belirtilerinin düzeyinin tedaviye uyumu etkilediği belirlenmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar literatürle uyumludur. HIV(+) ve AIDS hastalarında gelişen depresyon belirtileri hastalığın her aşamasında ortaya çıkabilmektedir. Hastaların yardım arama davranışlarını, tedaviye uyumunu ve sonuçta yaşam kalitesini olumsuz etkilediği için depresyon belirtilerinin erken tanınması ve müdahale edilmesi gereği vurgulanmaktadır (1,4,18). Sternhell (2002)’in yaptığı çalışmada psikiyatrik morbidite ile tedaviye yetersiz uyum arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (17). Fiziksel hastalıklara bağlı olarak gelişebilecek ruhsal sorunların önlenmesi ve erken tedavisi için, enfeksiyon hastalıkları kliniği çalışanlarının Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi birimiyle işbirliği içinde olmaları hastaların tedaviye uyumunu kolaylaştırmada yardımcı olabilecektir.

    SONUÇ VE ÖNERİLER
    HIV(+) ve AIDS’li hastaların tedaviye uyumlarını etkileyen psikososyal faktörlerin incelendiği araştırma sonucunda, hastaların %61.1’inin tedaviye uyumunun yetersiz olduğu, 8 yıldan az eğitim alanların, sosyal desteği olmayanların, sosyal güvencesi olmayan ya da yeşil kartı olanların ve depresyon belirti düzeyi yüksek olanların tedaviye uyumlarının yetersiz olduğu belirlenmiştir.

    Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda;

  • HIV(+) ve AIDS’li hastaların tedaviye uyumlarının düzenli olarak değerlendirilmesi,
  • Tedaviye uyumsuzluk açısından risk altında olabilecek hastaların (öğrenim düzeyi düşük, sosyal güvencesi olmayan, sosyal desteği yetersiz olan ve tedavinin etkinliğine inanmayan hastalar) daha dikkatli izlenmesi ve bu hastalara yönelik psiko-eğitimsel grup toplantılarının organize edilmesi,
  • Hastaların depresyon belirtilerinin erken dönemde belirlenmesi ve tedavisi için Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi ile işbirliği yapılması,
  • Hastaların öğrenim düzeylerine göre düzenlenmiş eğitim ve danışmanlığın tedavinin ayrılmaz bir parçası haline getirilmesi,
  • Poliklinikte ta kip edilen hastaların eğitiminden sorumlu uzman hemşirelerin eğitilmesi ve görevlendirilmesi,
  • Tedaviye uyumu arttırabilecek yöntemlerin etkinliğinin uzunlamasına değerlendirildiği deneysel araştırmaların yapılması önerilir.

    KAYNAKLAR
    1. Kalishman SC., Ramachandran B., Catz S. Adherence to Combination Antiretroviral Therapies in HIV Patients of Low Health Literacy. J Gen Intern Med 1999, 14:267-273.
    2. Kemppainen JK. Levine RE., Mistal M., Schmidgall D. HAART Adherence in Culturally diversi Patients with HIV/ AIDS: A Study of Male Patients from a Veteran’s Administration Hospital in Nothern California. AIDS Patient Care and STDs 2001, 15(3):117-126.
    3. Proctor VE., Tesfa A., Tombkins DC. Barriers to Adherence to Higly Active Antiretroviral Therapy as Expressed by People Living with HIV/AIDS. AIDS Patient Care and STDs 1999 , 13(9):535-544.
    4 Sclare A., Bayoumi AM., Oh P., Risebrough N., Shear N., Tseng AL. Clinical and Economic Implications of Non-Adherence to HAART in HIV Infection. Dis Manage Health Outcomes 2002, 10(2): 85-91.
    5. Baykam N. Antiretroviral Tedavide Uyum Sorunu. I. Ulusal AIDS Savaşım Sempozyumu 28 Kasım-1 Aralık 2002 Ankara, Sempozyum Özet Kitabı: 36-37.
    6. Friedland GH. Adherence : The Achilles Heel of Highly Active Antiretroviral Therapy. Improving The Management of HIV Disease 1997, 5 (1):1-5.
    7. Kelly JF., Otto-Salaj., Sikkema LL., Pinkerton KJ., Bloom SD., Fredecick R. Implications of HIV Treatment Advances for Behavioral Research on AIDS Protease Inhibitors and New Challenges in HIV Secondary Prevention. Health Psychology 1998, 17(4): 310-319.
    8. Catz SL., Heckman TG., Kochman A., Dimarco M. Rates and Correlates of HIV Treatment Adherence Among Late Middle-Aged and Older Adults Living With HIV Disease. Psychology, Health and Medicine 2001, 6(1):8-27.
    9. Murphy DA., Roberts KJ., Martin DJ., Marelich W., Hoffman D. Barriers to Antiretroviral Adherence Among HIV-Infected Adults. AIDS Patients Care STDs 2000, 14(1): 47-58.
    10. Wright MT. The Old Problem of Adherence: Research on Treatment Adherence and Its Relevance For HIV/AIDS. AIDS Care 2000. 12 (6):255-267.
    11. Blechner M. Hope and Mortality:Pschodynamic Approaches to AIDS and HIV. Psychoanalytic Psychology, Winter 2000, 17(1);190-193.
    12. Dokuzoğuz B. AIDS’in Tedavisi ve Klinik Sorunlara Çözüm Önerileri. Tedavi Öncesi Sorunlar ve Çözüm Önerileri. 5. Türkiye AIDS Kongresi (Uluslararası Katılımlı) 12-14 Kasım 2001 İstanbul, Kongre Kitabı: 30-34.
    13. Nazlıcan Ö. Tedaviye Başlayan HIV/AIDS Hastalarında Tedavi Sonrasında Gelişebilen Sosyal ve Ekonomik Sorunlar. 5. Türkiye AIDS Kongresi (Uluslararası Katılımlı) 12-14 Kasım 2001 İstanbul, Kongre Kitabı: 35-38.
    14. Chesney MA., Chambers DB., Ickovisc JR. Self Reported Adherence to Antiretroviral Medications Among Participants in HIV Clinical Trials: The AACTG Adherence Instruments. AIDS Care 2000, 12(3):255-266.
    15. Garcia de Olalla P., Knobel H., Carmona A., Guelar A., Lopez-Colom JL., Cayla JA. Impact of Adherence and Highly Active Antiretroviral Therapy on Survival in HIV-Infected Patients. J Acquir Immune Defic Syndr 2002, 30(1): 105-110.
    16. Israelski D., Gore-Felton C., Power R., Wood MJ., Koopman C. Sociodemographic Characteristics Associated with Medical Appointment Adherence Among HIV-Seropositive Patients Seeking Treatment in a Coutry Outpatient Facility. Prev Med 2001, 33(5): 470-475.
    17. Sternhell PS., Corr MJ. Psychiatric Morbidity and Adherence to Antiretroviral Medication in Patients with HIV/AIDS. Aust NZJ Psychiatry 2002, 36(4): 528-533.
    18. Stone VE. Strategies for Optimizing Adherence to Highly Active Antiretroviral Therapy: Lessons From Research and Clinical Practice. Clinical Infectious Diseases 2001, 33, 865-872.
    19. Pinheiro CA., De-Carvalho-Leite DJ., Drachler ML., Silveira VL. Factors Associated with Adherence to Antiretroviral Therapy. HIV/AIDS Patients: A Cross-Sectional Study in Southern Brazil. Braz J Med Biol Res 2002, 35(10): 1173-1181.
    20. Ho CF., Fong OW., Wong KH. Patient Self-Report As a Marker of Adherence to Antiretroviral Therapy. Clinical Infectious Diseases 2002, 34:1534-1535.
    21. Savaşır I., Şahin N.H. Bilişsel-Davranışçı Terapilerde Değerlendirme: Sık Kullanılan Ölçekler, Ankara, Türk Psikologlar Derneği Yayınları.1997:23-38.
    22. Öner N. Türkiye’de Kullanılan Psikolojik Testler. İstanbul, Boğaziçi Üniversitesi Basımevi . 1994:461-465.
    23. Durna Z., Özcan Ş., Erdoğan N., Yeşiltepe G. Düzenli Hemodiyaliz Tedavisi Gören Hastaların yaşam Kalitesi ve sosyal Destek Düzeyleri. Hemşirelik Forumu 2000, 3(2); 6-14.
    24. Roberts KJ., Mann T. Barriers to Antiretroviral Medication Adherence in HIV Infected Women. AIDS Care 2000, 12(4):377-387.

    "ÜNİVERSİTE GENÇLİĞİ ARASINDA HIV/AIDS’IN ÖNLENMESİ VE AKRAN EĞİTİMİ" PROJESİNE İLİŞKİN

    Nurten Karaca
    Hacettepe Üniversitesi
    Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü
    Psikolojik Danışma ve Rehberlik Anabilim Dalı

    UNICEF destegi ile Ankara AIDS Savaşım Derneği ve Hacettepe AIDS Tedavi ve Araştırma Merkezi (HATAM) işbirliği ile sürdürülen Üniversite Gençliği Arasında HIV/AIDS’in Önlenmesi: Akran Eğitimi Projesinde yer almak çalışmalarımızın ilk adımıydı. Pek çok arkadaşım gibi benim için de yeni bir kavramdı "akran eğitimi ". Bu sadece çalışmalar sonunda arkadaşlarımızla gireceğimiz yoğun iletişimin kanalıydı, mesajımızı ise HIV/AIDS oluşturuyordu. Neyi nasıl ileteceğimiz sorusuyla başladığımız yolun sonunda iki cevap vardı elimizde: "HIV/AIDS ve Akran Eğitimi". Toplumumuzda bilginin kısıtlı, eğitimin sınırlı, bakış açısının dar olduğu bu hastalığı; HIV/AIDS ’i lider akran eğitimcileri olarak bir ay boyunca her yönüyle inceledik, irdeledik.
    Projenin en önemli aşamasını bir aylık eğitim çalışmasının ardından bizim yapacağımız çalışmalar oluşturuyordu. Hastalığa ket vurmada bize düşen sorumluluk; arkadaşlarımızın hastalığa ilişkin bilgilerini artırmak, hastalıktan zarar görenlere yönelik olumlu tutumlar geliştirmelerini sağlamak ve hastalığın önemine ilişkin onlarla iletişime geçmekti.
    Toplum sağlığının korunması ve iyileştirilmesi amacıyla ve bu projede yer almam nedeniyle arkadaşlarıma ulaştım. Arkadaşlarımla bilgilerimizi paylaşırken sorularımızın ve cevaplarımızın da paylaşıldığı hatta zaman zaman bunlar üzerinde küçük tartışma ortamlarının doğduğu ve dolayısıyla ilginç fikir ve önerilerin ortaya atıldığı yoğun bir etkileşim ortamı paylaştık. Yanlış bilgilerimizi beraber düzeltirken toplumca sahip olduğumuz önyargılarımızı beraber tespit edip, değişimine ilişkin çözümleri bulmaya çalıştık. Ülkemiz açısından hastalığın önemini TV kanallarında rastladığımız haberleri irdeleyerek kavramaya çalıştık. Zaman zaman soru sormada zorluklar yaşadığıma tanık oldum. Bu durumun farkında olduğumda onlara yardım ederek bu zorluğu aşmaya çalıştım. Örneklerin kendimizin dışından verilmesi, olayların bizim dışımızdaki bir dünyada geliştiği gibi bir algı içinde olma, kendimizi olaylardan soyutlama, hastalığı bizden çok uzakmış gibi düşünme zaman zaman karşılaştığım zorluklardandı. bazılarıydı.
    Sanırım bu çalışmaların en güzel yanı aldığım olumlu dönütlerdi. Paylaşımımızdan haberdar olan arkadaşların bu çalışmalardan kendilerinin de faydalanmak istediklerini söylemeleri, çalışmaların neden yapıldığına ilişkin pek çok sorunun gelmesi, konuyla ilgili sorular sormaları, paylaşımda bulunduğum arkadaşlarımın benzer uygulamaların Hepatit B gibi başka hastalıklar için yapılmasını talep etmeleri dikkatleri çekmeyi başarmam açısından ve ulaştığımız nokta açısından mutluluk vericiydi. Gazete ve dergilerden aldıkları HIV/AIDS ile ilgili yazılardan bana da getirmeleri, internette, haberlerde yer alan vakalardan haberdar etmeleri, duydukları bir gelişme ya da olayı benimle paylaşmaları, ellerine geçen HIV/AIDS ile ilgili broşürlerden, kitapçıklardan bana da getirmeleri benim açımdan tatmin edici geri bildirimlerdi.
    Belki HIV/AIDS’ e ilişkin bilgilerimiz az, eğitimimiz yok ama her geçen gün Sağlık Bakanlığı, Üniversiteler, Halk Sağlığı uzmanları, gönüllü kuruluş ve dernekler olmak üzere konuyla ilgilenen herkesin duyarlı çalışmaları toplumca konuya eğilmemizi sağladı. 28 Kasım-1 Aralık I.Ulusal AIDS Sempozyumu’ndan yükselen sesler, 1 Aralık’ın medyadaki yankıları, Bor’un dar caddesinde Ocak’ın 26’sı olmasına rağmen "Güvenli bir cinsel yaşam için kondom kullanınız." yazısının hala inmemiş olması bir yerlerde bir şeylerin yapılmakta olduğunun kanıtıydı adeta. En bariz örneği olarak da tamamen gönüllüğün esas olduğu Üniversite Gençliği Arasında HIV/AIDS ’in Önlenmesi ve Akran Eğitimi projesini verebiliriz sanırım. Böyle bir eğitim çalışmasında yer almaktan, pek çok arkadaşımla bilgilerimi paylaşmaktan ve hala paylaşıyor olmaktan, pek çok olumlu dönüt almaktan çalışmaların "kelebek etkisi" yaratıyor olmasından dolayı büyük mutluluk duyuyorum. HIV/AIDS’ siz bir dünyaya ulaşmak umuduyla ve yeni projelerde yer almak dileğiyle hoşçakalın. on AIDS", Lyn R. Frumkin, M.D.,Ph.D. and John M. Leonard, M.D., Health Information Press, Third Edition, Los Angeles, California’dan yapılmıştır.

    AIDS SAVAŞIM DERNEĞİ

    Dr. Haluk Pektaş
    AIDS Savaşım Derneği
    Yönetim Kurulu Üyesi

    AIDS konusunda Türkiye’de ilk sivil örgütlenmelerden olan AIDS Savaşım Derneği, AIDS savaşımına katkıda bulunmak düşüncesi ile 1992 yılında İstanbul’da kurulmuştur. Derneğin çoğunluğu İstanbul’dan 650’den fazla kayıtlı üyesi bulunmaktadır. Üniversitelerde öğretim üyesi olan tıp, eczacılık, diş hekimliği, hemşirelik, biyoloji, hukuk, ekonomi, iletişim gibi çeşitli dallarda öğrenim görmüş üyeler yanında, toplumun çeşitli kesimlerinden HIV/AIDS’e duyarlı kişilerden oluşan bir üye profili vardır. Üyelerimiz arasında üniversite öğrencisi olan gençler de bulunmaktadır. Bu gençlerin bazıları dernek etkinliklerinde aktif görev almaktadır. AIDS Savaşım Derneği’ne, T.C. Bakanlar Kurulu tarafından "Kamu Yararına Dernek" statüsü verilmiştir. Ayrıca AIDS Savaşım Derneği ICASO (International Council of AIDS Service Organisations) ve EUROCASO (European Council of AIDS Service Organisations)’un üyesidir.
    HIV/AIDS savaşımına yurdumuzun çeşitli illerinden katılmak isteyen, çoğu üniversitelerde öğretim üyesi olan duyarlı kişilerin kuruculuğunda, AIDS Savaşım Derneği’nin statüsünde başta Ankara ve İzmir olmak üzere ülke genelinde 20 ilde şube adıyla ayrı ayrı AIDS Savaşım Dernekleri kuruldu. Bu dernekler toplumu bilgilendirme ve duyarlılaştırma konusunda başarılı çalışmalar yapmaktadırlar. AIDS Savaşım Derneği kuruluşundan bu yana aşağıdaki amaçları gerçekleştirebilmek için çalışmıştır. Bunlar;

  • HIV/AIDS ile ilgili Türkiye ve Dünya’daki gelişmeleri izlemek, çeşitli araştırmalar ve yayınlar yapmak, bilimsel toplantılar ve eğitim programları düzenlemek, projeler geliştirip uygulamak, toplumun her kesimini ve özellikle gençleri HIV/AIDS konusunda eğitmek.
  • Toplumun tüm kesimlerini HIV/AIDS konusunda duyarlı kılmak ve eğitmek amacıyla; broşür, afiş ve el ilanı gibi materyellerin hazırlanıp halka dağıtılmasını ve uygun yerlerde sergilenmesini sağlamak.
  • Toplumun tüm kesimlerinde HIV/AIDS bulaşmasından korunma konusunda bilgi değişikliğinin davranış değişikliğine dönüşmesini sağlamak.
  • HIV/AIDS alanındaki korku ve önyargıların yok edilmesine çalışmak.
  • Kişileri, kendi bedenlerine sahip çıkmaları, HIV/AIDS ve cinsellik konularında edindikleri bilgilerin davranış değişikliğine dönüşmesi konusunda güçlendirmek.
  • Çocukların, gençlerin ve kadınların horlanmasına, taciz edilmesine, HIV bulaştırılması tehlikesine karşı çıkmak, insan hakları çerçevesinde korunmaları çabalarına katılmak.
  • HIV virusu ile yaşayanlara insanca, ayrımcılık yapılmadan, damgalanmadan yaşamaları ve tedavi olanaklarından eşit faydalanmaları konularında destek vermek. AIDS salgınına karşı durmanın ancak HIV ile yaşayanları güçlendirmek ve beraber çalışmakla mümkün olduğunu topluma benimsetmek.
  • HIV/AIDS’lilerin insan haklarına ve kamu özgürlüğüne saygılı olunması için, bilimsellik esas alınarak, çok seslilik ile topluluğa dayanan etkinlikleri desteklemek, dayanışmak ve güçlendirmek. AIDS Savaşım Derneği’nin tüm bu amaçlarını gerçekleştirebilmek için olmazsa olmaz kabul ettiği ilkeler ise;
  • Bilgilenmek : HIV bulaşmasından korunmak ve korumak için yeterli bilgiyi edinmek.
  • Bilimsellik : Bireylerin söylenti ve önyargılardan arınmış olarak HIV/AIDS hakkındaki bilgilere ulaşarak, yaşamları ile doğru kararlar vermelerini sağlamak.
  • Olumlu tutum : HIV/AIDS ile yaşayanlara karşı duyarlı, hoşgörülü, şefkatli, sevecen ve saygılı olmak.
  • Gizlilik : HIV/AIDS ile yaşayanların HIV/AIDS konusunda, danışmanlık ve test hizmetlerinden yararlananların kimliklerini ve özel yaşantıları ile ilgili bilgileri kendi istekleri dışındaki dışındaki kişilerden ve basından saklı tutmak.
  • Ayırımcılığa karşı çıkmak : HIV/AIDS ile yaşayanların HIV ile infekte olmalarından dolayı toplumda, iş yerinde, devlet kuruluşlarında, sağlık kuruluşlarında, okulda, medyada ve sokakta karşılaştıkları ayırımcı tutum ve davranışlara tepki göstermek.
  • AIDS’in mesleki çıkarlara alet edilmesine karşı çıkmak.
  • İşe almada ayırımcılık yapılmasına izin vermemek.
  • Sağlık kuruluşlarının HIV/AIDS ile yaşayanlara hizmet vermeleri gerekliliğini savunmak.
  • HIV/AIDS ile yaşayanların diğer hastalara uygulanan tedavi haklarını savunmak.
  • Kendisi ve ailesi HIV pozitif olan kişilerin eğitim haklarını sağlamaya çalışmak.
  • Damgalamaya karşı çıkmak: HIV/AIDS salgını açısından çeşitli gerekçelerle "risk grupları" olarak ilan edilen ve suçlanan toplum kesimlerine önyargısız olarak ve insan hakları doğrultusunda yaklaşmak. Epideminin önlenebilmesi açısından, "riskli davranış"ların azaltılmasını ve güvenli davranışların yaygınlaştırılmasını savunmak.
  • Dayanışma : HIV/AIDS ile yaşayanlarla dayanışma sağlanarak, sorumluluk duygusu içinde sorunlarını paylaşmak.
  • Bilgilendirilmiş izin : HIV/AIDS ile ilgili her türlü tanı ve tedavi girişimlerinin kişinin bilgilendirilip onayı alınarak yapılması gerektiğini savunmak. Tanı testlerinin gönüllü olarak ve gizli yapılması gerektiğini vurgulamak. AIDS Savaşım Derneği tüm bu amaçlar ve ilkeleri doğrultusunda aşağıdaki etkinlikleri gerçekleştirmektedir.
  • Eğitim : Toplumun tüm kesimlerinin eğitimi için çalışmaktadır.
    • HIV/AIDS ile yaşayanlar,
    • HIV/AIDS ile yaşayanların aileleri,
    • Gençler,
    • Öğrenciler,
    • Öğretmenler,
    • Din adamları,
    • Emniyet görevlileri,
    • Ordu mensupları,
    • Farklı cinsel davranışları olan kişiler,
    • Seks işçileri,
    • Değişik meslek grupları. (Topluma önderlik edenler, mesleği nedeni ile riskli davranışlarda bulunabilecek kişiler)
    • Sağlık çalışanları,
    • Damar içi madde bağımlıları gibi bir çok gruba eğitim vermektedir.

    Verilen eğitimler konferans tarzında olmaktan çok akran eğitimi şeklinde interaktif teknikler kullanılarak drama yöntemleri ile empati oluşturarak gerçekleştirilmektedir. Güncel bilgiler ışığında bilgilendirmenin yanı sıra davranış değişikliğinin sağlanması hedeflenmektedir. Tüm eğitimlerin gerçekleştirilebilmesi için oluşturulan eğitim gruplarının yanında, gençlere akran eğitimi yapabilmek için oluşturulan "Gençlik grubu" ve HIV/AIDS ‘den fiziksel ve ruhsal olarak etkilenenlerden oluşan bir "self help" grup olan "Pozitif Eylem Grubu" çalışmaları daha etkin kılmaktadır.
  • Danışmanlık : AIDS Savaşım Derneği bir danışma merkezi olarak da görev yapmaktadır. Her gün mesai saatleri içerisinde e-mail ile telefonla ve yüz yüze ücretsiz danışmanlık hizmeti verilmektedir.
  • Bilimsel etkinlikler : 1992 yılından beri her 2 yılda bir düzenlenen "Türkiye AIDS Kongresi" ve her yıl İstanbul dışındaki illerde iki gün süreli olmak üzere "AIDS Savaşım Günleri" düzenlenmektedir.
  • 1 Aralık Dünya AIDS Günü etkinlikleri : Her yıl İstanbul Valiliği, Sağlık Müdürlüğü, Üniversiteler, Belediyeler, Sivil toplum örgütleri ve konuya duyarlı kişilerin katılımları ile İstanbul’un çeşitli yerlerinde organizasyonlar düzenlenmekte, gazeteler, radyo ve televizyon programları ile HIV/AIDS ile ilgili bilinçlendirme faaliyetleri gerçekleştirilmektedir.

    SORULAR VE CEVAPLARLA HIV/AIDS

    Dr. Aygen Tümer
    Hacettepe Üniversitesi AIDS Tedavi ve Araştırma Merkezi
    (HATAM) Koordinatörü

    SİTOMEGALOVİRÜS (CMV) NEDİR?
    Sitomegalovirüs (CMV) herpes virüs ailesinin bir üyesidir. CMV, normal immün sisteme sahip kişilerde nadiren patojen olarak ortaya çıksa da, AIDS basamağına ulaşmış vakalarda yaygın olarak görülen ve zihin fonksiyonlarını yok eden bir infeksiyona neden olmaktadır. Pekçok kişi bu virüsle hayatlarının erken döneminde asıl olarak yakın temas yolu ile infekte olmaktadır. Bu durumda hastalığın kliniği hafif seyretmekte ve hastalık nadiren ortaya çıkmaktadır. Kişi bir kere infekte olunca, virüs vücutta hep kalmaktadır. Bir malign olay sonucu, tıbbi müdahale sonrası veya HIV infeksiyonunda oluşan immün yetmezlik sonucu, virüs reaktive olup hastalık yapar hale gelebilmektedir. CMV hastalığı AIDS basamağına ulaşmış hastalarda ve CD4 hücre düzeyi 50/mL altında olunca ortaya çıkmaktadır. CMV’nin en sık ortaya çıkışı, gözün arkasındaki sinir tabakasının bir infeksiyonu olan retinitlerle olmaktadır. Bu durum HIV/AIDS hastalarının yaklaşık 1/3’ünü etkilemekte ve eğer tedavi edilmezse genellikle körlükle sonuçlanmaktadır. Diğer klinik durumların arasında; CMV pnömonisi, kolit (kalın bağırsak infeksiyonu), ensefalit ve nadiren adrenalit (böbrek üstü bezi infeksiyonu) yer almaktadır. Kolit, karın ağrısı ve ishal ile birlikte seyretmekte, ensefalit, başağrısına ve diğer nörolojik anomalilere yol açmaktadır. Adrenalit ise düşük kan basıncına neden olmaktadır.
    CMV tanısı, kültürden izole edilerek veya infekte dokuda mikroskopik olarak konulabilmektedir. Üç ilaç, foskarnet, gansiklovir ve sefpodovir retinit tedavisinde kullanılmakta ve başarı elde edilmektedir. Bu ilaçlar körlük oluşmasını önleyebilmekte veya geciktirebilmektedirler ve herbiri belli bir zaman kısıtlaması olmadan damar içi uygulama gerektirebilirler ve yan etkileri çok fazla değildir. Oral gansiklovir profilaktik olarak kullanıldığında infekte bireylerde CMV oluşma riskini azaltmakta, ancak ortadan kaldırmamaktadır. Henüz CMV ile infekte olmamış bir kişiyi korumanın en iyi yolu, onu CMV infekte bir vericinin kan ürünleri ile olabilecek bir transfüzyondan korumaktır. HIV/AIDS hastaları arasında CMV infeksiyonu prevalansı yine de yüksek olup, otopsilerde hastaların %90 kadarı CMV infeksiyonu bulgusu taşımaktadır.

    PROGRESİF MULTİFOKAL LÖKOENSEFALOPATİ NEDİR?
    Progresif multifokal lökoensefalopati (PML), HIV/AIDS hastalarının %4-7’sinde görülen viral bir hastalıktır. PML’li hastalarda ekstremitelerde progresif güçsüzlük, koordinasyon bozukluğu, görme keskinliğinde azalma ve ileri demans gibi nörolojik şikayetler olmaktadır. Klinik durum, ilk defa izole edildiği hastanın onayı ile "JC virüs" diye anılan bir virüsle infeksiyon sonucu gelişmektedir. Virüs beynin uyumlu çalışması için gerekli hücreleri harap etmektedir.
    Erişkinlerin yaklaşık %60’ı çocukluk çağında infekte olduktan sonra JC virüsünü vücutlarında inaktif bir formda hep taşımaktadırlar. Hasta AIDS basamağına ulaştığında yani ileri immün yetmezlik ortaya çıktığında latent virüs tekrar ortaya çıkabilmektedir. HIV/AIDS hastalığından önce PML vakaları nadir görülmekte idi ve bunlar HIV infeksiyonu dışında başka bir duruma bağlı olarak gelişen immün supresyonlu hastalarda görülmekte idi. Latent virüsün aktive olmasının engellenmesi, altta yatan immün yetmezliğin azaltılması mümkün olabilmektedir. PML için spesifik bir tedavi bulunmamaktadır.

    NON-HODGKİN LENFOMALAR NELERDİR?
    Lenfomalar, bir çeşit lenfosit kanseridir. HIV infeksiyonunda görülen lenfomalar genellikle antikor salınımından sorumlu olan B-tipi lenfositlerin maligniteleridir. Hodgkin hastalığı diye adlandırılan bir lenfoma türü, patolojik görüntüsü, klinik seyri ve tedaviye olan cevabı ile diğer lenfomalardan ayırt edilebilmektedir. HIV infeksiyonunun ileri evrelerinde, hastaların %10’una yakını Hodgkin-dışı (Non-Hodgkin) Lenfomaya yakalanabilirler. Antiretroviral tedavinin ortaya çıkması ile epideminin başlarında görülmeyen maligniteler daha sık gözlenmeye başlamıştır.
    Lenfomaların ortaya çıkması HIV/AIDS hastalığının doğal seyrinde bir değişiklik olduğunu göstermemektedir. Hastaların artık hastalığın ileri devrelerinde ortaya çıkabilecek immün yetmezliğin etkilerini görecek kadar uzun yaşadıklarını göstermektedir.
    Bu maligniteler için uygulanan tedavi nadiren tam kür elde edilebilecek bir tedavidir. Çünkü, tedavi protokolleri sıklıkla immün sistemi harap eden ilaçları içermektedir, halbuki HIV infekte hastalar normal immün sisteme sahip kişilerden daha az kemoterapi almalıdırlar. En iyi kemoterapilerden bazıları %50 oranında bir tedavi sağlamaktadırlar. HIV infekte hastalar, sağlam immün sistemli kişilerde nadiren görülen beyin lenfomalarına tutulabilmektedirler. Bu maligniteler beyne uygulanan radyoterapiden çok fazla fayda görmemektedir. Tercüme; "Questions and Answers on AIDS", Lyn R. Frumkin, M.D., Ph.D. and John M. Leonard, M.D. Third edition. Health Information Press, Los Angeles, Californiz 90010 yapılmıştır.